NOTRE-DAME’IN KAMBURU - VİCTOR HUGO

VİCTOR HUGO’NUN “NOTRE-DAME’IN KAMBURU”
ROMANI ÜZERİNDE BİR İNCELEME

VİCTOR HUGO ( 1802-1885) : Victor Hugo’nun yaşadığı dönemin büyük şairi onun için “Yüce Çocuk” diyordu. Çocuk yaşta Latince’yi, Grekçe’yi öğrenmiş, bu dillerden çeviriler yapmaya başlamıştır. On yedi yaşında bir edebiyat dergisinin kurucusu ve yöneticisiydi. Yirmi bir yaşında iki şiir kitabı yayınlandı; yirmi sekiz yaşında da ilk büyük tiyatro eserini “Hernani”yi yazmıştı. Bir yıl sonra da, yirmi dokuz yaşında ilk büyük romanı “Notre-Dame’ın Kamburu”nu verdi. Böylece Fransız edebiyatının romantik çağına bu güzel eserler temel atmış oldu.
Fransız edebiyatına baştan sona imza atan dahi yazar, din, toplum, doğa üçlemesi ile üç ölmez eser kaleme aldı. Bunlardan birincisini Notre-Dame’ın Kamburu’nda, ikincisini Sefiller’de, üçüncüsünü ise Deniz İşçileri’nde ortaya koydu.

NOTRE-DAME’IN KAMBURU : Roman her biri kendi içinde numaralandırılmış ve isimlendirilmiştir. 11 bölümden oluşmaktadır. Bu iç bölümlerle birlikte roman 59 bölümden meydana gelmektedir.
Victor Hugo Notre-Dame’ı gezerken, daha doğrusu, sağını solunu araştırırken, eski kilisenin duvarına Yunan abecesinin büyük harfleriyle yazılmış, duvara epeyce derin kazılmış, çizilişinde, duruşunda Gotik yazıya has, tarif edilemez bazı özellikleri ve biçimi olan, yazanın bir ortaçağ eli olduğu açığa vurulmak istenmiş gibi ve en önemlisi içerdiği anlam ile Victor Hugo’yu etkileyen bir sözcük vardı : ANAΓKH_ Eski Yunanca’da “Kötü Talih” anlamına gelir.
Yazar “Eski kilisenin alnına bir suç ya da cinayet damgasını vurmadan bu dünyayı terk etmek istemeyen ve acı içinde kıvranan ruh acaba kimindi?” diye düşündü ve bunu bulmaya çalıştı.
Bu kitap işte o sözcük üzerine yazıldı.
Victor Hugo’nun roman alanında ününü çoğaltan, XI. Louis dönemindeki yaşamı anlatan tarihsel romanıdır. Yazar, bu yapıtında bir başdiyakoz ve bir askerin kişiliğinde, kambur Quasimodo ile Çingene Esmeralda’yı yoksulluğa boğan toplumu lanetler.
Ayrıca yazar romanın yazıldığı dönemin gelişme seyrini anlatarak o dönemdeki toplumsal eşitsizliği de gözler önüne serer.
Çeviren : Seyhan SATAR
Baskı Yılı : 1. Basım, Eylül 2001
Baskı Yeri : İstanbul
Yayınevi : Oda Yayınevi

BAKIŞ AÇISI, ANLATICI ve ANLATIM TEKNİKLERİ
BAKIŞ AÇISI, ANLATICI : Notre Dame’ın Kamburu romanı hakim anlatıcı tarafından nakledilir. “Sevgili Okuyucum (s.44)”, “Okurlarımız anımsayacaklardır (s.74)” gibi yazarın okuyucuya seslenmesi ve kahramanların iç dünyalarına inerek onların neler hissettiklerini anlatması bize hakim anlatıcının ve hakim bakış açısının varlığını gösterir.
Örneğin; Quasimodo’nun teşhir direğinde asılı kaldıktan sonra yaşadıklarını yazar şöyle anlatır :
“Yoksa içinin ta derinlerinde hala teşhir direğinin utancı ve kederi mi sürüp gidiyordu? Ya da işkencenin kırbaç darbeleri ruhunda sürekli yansıyordu da böyle bir davranışın getirdiği keder onda her şeyin dahası çanlara karşı tutkusuna varıncaya dek her şeyi öldürüyor muydu?” diye sormuştur.
Ayrıca anlatıcı kahramanların psikolojik durumları hakkında da bilgi verir. Rahibin Esmeralda’yı sevdiğini anlayınca kendi içinde yaşadığı hesaplaşmayı, çocuğu kaçırılan annenin çektiği acıyı, Quasimodo’nun yaşadığı yalnızlığın Esmeralda’nın mutluyken çaresiz kalmasındaki ıstırabı hakim anlatıcının bakışıyla görürüz.

ANLATIM TEKNİKLERİ :
GERİYE DÖNÜŞ : Kahramanların arka planlarını vermek için romanda sıkça başvurulan tekniklerden biridir.
Yazar 4. bölümün “İyi Ruhlar” adını taşıyan iç bölümünde Quasimodo’nun ortaya çıkışını, çocukluğunu anlatır. Yine aynı bölümde Claude Frollo’nun çocukluğu, ailesi, nasıl büyüdüğü, nasıl rahip olduğu ve Quasimodo’yu nasıl evlatlık edindiği geriye dönüş tekniği ile gözler önüne serilir.
6. bölümün “Fare Deliği” isimli 2. iç bölümü ile “Mısır Hamurundan Bir Peksimetin Öyküsü” adını taşıyan 3. bölümünde Esmeralda’nın annesi olan Gudule Hemşire’yi anlatır. Esmeralda’nın doğumunu, çingeneler tarafından kaçırılışını, Quasimodo’nun bir çingenenin çocuğu olduğunu ve çingenelerin yaşadığı barakaya giden Chantefleurie’nin kızının yerine yatağa bırakılan çocuğun Quasimodo olduğunu anlarız.
DİYALOG : Romanın 1. bölümünde yazar ile adliye sarayındaki izleyiciler arasındaki konuşmalar, 7. bölümün “Yazgı” adını taşıyan bölümünde başdiyakoz Claude Frollo ile kardeşi Jehan arasındaki konuşmalar romanda kullanılan diyalog tekniğine birer örnektir.
TASVİR : Eserde genişçe yer verilen anlatım tekniğidir. Özellikle tabiat ve mekan geniş bir şekilde tasvir tekniği kullanılarak anlatılmıştır.
GÖSTERME : Yazarın eserinde kullandığı tasvir ve diyaloglarla gösterme tekniğine yer verilmiştir.
İÇ MONOLOG : 8. bölümün “Anne” adını taşıyan iç bölümünde Gudule Hemşire’nin Tanrı karşısındaymış gibi onunla konuşması iç monolog tekniğine bir örnektir. Kızı kaçırılmıştır ve Tanrı’ya şöyle seslenir:
“Onu benden nasıl böyle ayırdın? Madem ki onu benden geri alacaktın, onu bana hiç vermesen daha iyi olmaz mıydı? Cezalandırmadan yüzüme bakamayacak kadar alçak bir yaratık mıydım ben? Tanrım onu bana geri ver…”
MONOLOG : Quasimodo’nun kilisedeki heykellerle ve çanlarla konuşması, dertleşmesi eserdeki monolog tekniğine bir örnektir.
TAHLİL VE İÇ ÇÖZÜMLEME : Hakim anlatıcının kahramanın zihninden geçenleri tahlil etmesi romandaki anlatım tekniklerinden biridir.
LEİTMOTİF : Romanda çok az görülen bir anlatım tekniğidir. 6. bölümün “Mısır Hamurundan Bir Peksimetin Öyküsü” isimli iç bölümünde kızı çingeneler tarafından kaçırılan Chanteflevrie’nin Esmeralda’yı görünce “Uğursuz! Uğursuz! Uğursuz!” diye bağırması bu tekniği hatırlatır.
ZAMAN : Romanda zamanla ilgili tek ibare şudur :
Yazarın kitabı yazdığı tarih olan 1831 yılından tam üç yüz kırk sekiz yıl, altı ay, on dokuz gün önce yani 6 Ocak 1482 tarihinde olay örgüsü başlar. Bu tarih romanın “Büyük Salon” adını taşıyan 1. bölümünde yer alır. Krallar Günü ile Deliler Bayramının kutlama günüdür. (s. 7-8)
Bu ibareden anlatma zamanının 1831 olduğunu, vak’a zamanının ise 6 Ocak 1482 yılında başladığını öğreniyoruz.
MEKAN : Romanda sıkça ve geniş bir şekilde mekan tasvirlerine yer verilir. Olay örgüsünde dış dünya ile ilgili tasvirler kahramanların iç dünyalarına paralel bir şekilde verilir.
3. bölüm kendi içindeki 2 bölümle birlikte tamamen tasvire ayrılmıştır. Bu bölümlerden birincisi Notre-Dame kilisesinin tasvirine ikincisi ise Paris’in tasvirine aittir. Kilisenin önce cephe tasviri ele alınmıştır. Okuyucunun gözünde daha iyi canlanabilmesi için örnekler verilmiş ve benzetmeler yapılmıştır. Mesela;
Oval, oyuk üç büyük kapı, yirmi sekiz kraliyet yuvasının işlemeli ve tırtıllı şeridi, baş rahiple yardımcıları gibi iki tarafında yan pencereleriyle ortadaki kusursuz gül biçimi, pencere….gibi.
Daha sonra kilise binasının iç tasviri yapılmıştır. Aynı zamanda kilisenin bugünkü durumu hakkında da bilgi verilmiş, kilisede oluşan değişiklikleri gözler önüne sermiştir.
Bu bölümün “Kuş Bakışı Paris” adını taşıyan 2. bölümünde Paris’in 15. yy’daki görünümü ile günümüzdeki görünümü arasındaki farkları, Paris’in tarihini, gelişme seyrinin Cite, Üniversite ve Kent adlarını alan 3 bölümünü ayrıntılı bir şekilde tasvir etmiştir. Yine bu bölümde de benzetmeler kullanılmıştır.
Olay örgüsü Paris’te, Notre-Dame kilisesinde ve Greve meydanında gerçekleşir. Mekan ile kişilerin ruh halleri arasında bir paralellik vardır.
OLAY ÖRGÜSÜ : Romanda olay örgüsü temel çatışmalar üzerine kurulmuştur. Bu çatışmalar kahramanlar arasındaki farklardan ve o dönemin toplum düzeninden kaynaklanmaktadır. Bu çatışmaların sebepleri inanç, biyolojik engeller, meslekî statü farkı, yetişme tarzı ve kahramanların hayat anlayışlarıdır. Romandaki temel çatışmalar şunlardır:
Tarımla Ruhban Sınıfının, Soylulukla Ticaretin çatışması.
Adalet sanılan adaletsizliğin kahramanlarda yaşattığı çatışma ( o zaman yüksek sınıfı sokağın köşesinden geçen mahkumun adını bile bilmezdi.)
Rahip Frollo – bilim ve din – vicdan – Esmeralda çatışması.
Bu çatışmayı rahibin şu sözlerinde net olarak görebiliriz :
“Bilginken, bilimi ayaklar altında çiğniyorum; asilken, adım mahvediyorum; rahipken, dua kitabını bir kösnü yastığı yapıyorum. Ama yine de sen Esmeralda beni hala sevmiyorsun.”
Quasimodo – biyolojik engel – Yüzbaşı Phoebus ve babası sayılan Rahip Frollo – toplumun yargıları – Esmeralda çatışması.
Esmeralda – adaletin adaletsizliği – Rahip Frollo çatışması.
Gudule Hemşire – çingeneler – Tanrı çatışması.
Olay örgüsü birinci bölümün “Büyük Salon” adını taşıyan kısmında Krallar Günü ve Deliler Bayramının kutlanacağı gün başlar. Kilisedeki dinsel bir oyunu izlemek üzere halk toplanır. Oyunun geç başlamasıyla sinirlenen halk, oyun başladıktan sonra kardinalin kiliseye gelmesiyle oyunu unutur. Bir süre devam eden curcuna halinden sonra oyun yeniden başlar. Bu sırada meydancı, ünlü Gand kenti belediye müdürleri avukatı Jacques Coppenole Efendi adıyla anılan bir çorap tüccarı ortalığı yeniden karıştırır. Onun belirlediği bir oyun oynanmaya başlanır. Camların kırıldığı bir pencereden buruşturulmuş yüzler görünür. Amaç en çirkin görünen yüzü seçmektir ve yarış başlar. Yüzlerin göründüğü pencereye en son Notre-Dame’ın çancısı Quasimodo çıkar. Bu, halkın gördüğü en çirkin ve en korkunç yüzdür. Halk Quasimodo’ya papalık tacını giydirir, papalık asasını eline verir ve onu bir sedyeye oturtarak omuzlarına alırlar. Paris sokaklarını bu şekilde gezerler.
Kilisede oynanacak olan dinsel oyunun yazarı Pierre Gringoire oyunun izlenmeyişine üzülür. Kiliseden çıkar ve biraz dolaştıktan sonra Greve meydanına gider. Orada Esmeralda’nın dansını izleyen halkın arasına katılır. Bu sırada Greve meydanına Quasimodo’yu omuzlarında taşıyan insanlar da gelir. Kilisenin rahibi Dom Claude Frollo, Quasimodo’yu sedyeden indirir, onu alır ve kiliseye dönemsini emreder. Kalabalık dağılır. Yazar, çingene kızı Esmeralda’nın peşine takılır ve onun yürüdüğü dar ve karanlık sokaklardan o da geçer. Kızın yanında Djali adında bir keçisi de vardır. Kızın köşeyi döndükten sonra çığlık atmasın duyan yazar köşeyi döndüğünde iki erkeğin kızı kollarının arasına almış olduğunu görür. Bu erkeklerden biri Quasimodo’dur. Onu engellemeye çalışan yazarı bir tokatla yere düşürür ve Esmeralda’yı omuzlarına alıp gider. O sırada okçu süvarilerinin komutanı kızın imdat seslerini duyar. Komutanın arkasından gelen askerlerle birlikte Quasimodo’yu yakalar ve Esmeralda’yı kurtarır. Bu, yüzbaşı Phoebus’dur.
Yazar Pierre Gringoire Quasimodo’nun tokadıyla düşüp bayıldığı yerde, bir süre sonra kendine gelir. Üşümüş ve acıkmıştır. Yatabilecek bir yer ararken karşısına dilenciler çıkar ve onu alıp mucizeler sarayına götürürler. Yazar, ya hırsız olup onların arasına katılacak ya da asılacaktır. Bir dar ağacına asılı mankenin cebinden, mankenin üzerindeki çıngırakları titretmeden keseyi alırsa kurtulacaktır. Bu zor görevi yapamaz. Tam asılacağı sırada hırsızlık kanunlarına göre oradaki kadınlardan biri ile evlenirse kurtulacağı söylenir. Ortaya çıkan üç kadın yazarı beğenmeyip, evlenmeyi kabul etmeyince Esmeralda yazarla evlenmeyi kabul eder. Yazar dar ağacından indirilir ve eline verilen testiyi yere atar. Testi dört parçaya ayrılır. Bu, dilencilik kanunlarında dört yıl evli kalacakları anlamına gelir. Dilenciler dükü yazar ile Esmeralda’yı karı-koca yapar.
Ertesi gün Quasimodo mahkemeye götürülür. Yargıç sağırdır ve sağırlığının başkaları tarafından anlaşılmasını istemez. Quasimodo’nun da sağır olduğunu bilmediği için ona sorular sorar ve cevap alamaz. Mahkemedeki izleyicilerin kahkahalarını fark eden yargıç, Quasimodo’nun kendisiyle dalga geçtiğini sanar. Böylelikle gece kargaşa çıkarmak; deli bir kadına (Esmeralda’ya) önceden planlayarak onursuzca saldırmak; kralın emrindeki askerlere karşı isyan ve itaatsizlik bir de mahkeme üyelerine karşı yaptığı sanılan hakaret ve alaydan dolayı Quasimodo Greve meydanındaki ibret direğine asılarak dayak atılması ve orada bir saat döndürülmesi cezasına maruz kalır. Tutanak yazmanı Quasimodo’ya acır ve yargıca onun sağır olduğunu söyler. Ama kendisi de sağır olan yargıç yazmanın dediğini anlamaz ve sağır olduğunu da fark ettirmemek için “Ya! Ben bunu bilmiyordum. Peki öyleyse teşhir direğinde bir saat daha kalsın” diyerek Quasimodo’nun cezasını artırır.
Bundan sonra yazar altıncı bölümün “Fare Deliği” adın taşıyan ikinci iç bölümünde ortaçağ kentlerinde bodrum, kuyu ya da hücre şeklindeki mezarlardan ve bu mezarlarda kimsesiz, yoksul, kendisini dine adamış insanların yaşadığından bahseder. Yine aynı bölümün “Mısır Hamurundan Bir Peksimetin Öyküsü” isimli üçüncü bölümünde geriye dönüş tekniği ile olay örgüsünü etkiyecek olan Esmeralda’nın annesi Paquette la Chanteflevrie’yi, Esmeralda’nın doğumunu, çingeneler tarafından kaçırışlını ve Quasimodo’nun o çingenelerden birinin çocuğu olduğunu anlatır. Bu bölüm olay örgüsünün seyri açısından büyük önem taşır.
Greve meydanında halk toplanır. Quasimodo teşhir direğine bağlanır. Bir saat boyunca kamçılanır. Kamçılama sona erince bir saat daha döndürülür. Quasimodo bakışlarını halka doğru çevirir ve “su” diye inler. Bu olay halkta bir merhamet uyandırmadığı gibi Quasimodo ile dalga geçer ve ona lanet okurlar. Quasimodo’nun üçüncü kez “su” diye inlemesine kalabalığın arasından çıkan Esmeralda yetişir. Quasimodo Esmeralda’nın intikam almak için kendisini dövmeye geldiğini zanneder; fakat Esmeralda belindeki matarada bulunan suyu Quasimodo’nun ağzına verir. Quasimodo’nun tek gözünde biriken yaş yanaklarına süzülür, sevinerek suyu içer. Bu sırada fare deliğindeki bahtsız kadın Esmeralda’ya (çingeneleri sevmediği için) “in aşağıya. Uğursuz Mısırlı kız! İn aşağıya” diye bağırır. Esmeralda korkarak aşağıya iner. Cezası biten Quasimodo’yu bağlarını çözüp, sırtındaki kanları silip, sırtını sardıktan sonra geri götürürler.
Bu olaydan haftalar sonra bir grup genç kızın bir evin balkonunda sohbete başlamalarıyla olay örgüsü devam eder. Bu yedinci bölümün “Sırrın bir keçiye açmanın tehlikesi” adını taşıyan bölümünde yer alır. Kızlardan biri Esmeralda’yı Quasimodo’nun elinden kurtaran yüzbaşı Phoebus’un nişanlısı olan Fleur-de-Lys’dir. Genç kız meydanda Esmeralda’nın dansettiğini görür. Esmeralda’yı izleyen sadece aradaki halk değildir. Kilise kulesinde başdiyakoz Claude Frollo da Esmeralda’yı izlemektedir. Oradaki diğer kızların da ısrarıyla Phoebus Esmeralda’yı eve çağırır. Tek gayeleri Phoebus’un gözüne girmek olan aradaki genç kızlar Esmeralda’nın güzelliğini kıskanırlar. Bu duygularını bastırmak için de Esmeralda’nın kıyafeti ile alay ederler. Phoebus Esmeralda’yı savunur. O sırada Esmeralda’nın keçisi Djali evin zeminine Phoebus yazar. Çünkü Esmeralda yüzbaşıyı seviyordur ve bunu keçisiyle paylaşır. Keçinin yere Phoebus yazdığını gören Fleur-de-Lys sinirden bayılır ve Esmeralda evden kovulur.
Bu bölümden sonra parasız kalan Jehan’ın ağabeyi Claude Frollo’nun yanına para istemek için gittiğini okuruz. Aralarında geçen diyaloglardan sonra ağabey kardeşine para verir. Jehan oradan ayrılır ve kilise kapısında yüzbaşı Phoebus ile karşılaşır. Karar verip bir meyhaneye içmeye giderler. Claude Frollo ise konuşmalarını duyarak onları takip eder. Meyhaneye giren iki arkadaş sarhoş olduktan sonra çıkarlar. Rahip dışarıda onları beklemektedir ve yeniden peşlerine takılır. Aralarında geçen konuşmalardan yüzbaşının Esmeralda ile Sanit-Michel Köprüsünde buluşacağını ve Esmeralda’yı Falaurdel Kadın’ın evine götüreceğini öğrenir. Yüzbaşı Phoebus Falaurdel Kadın’ın evinde kalacağı oda için Jehan’dan para ister. Zaten sarhoş olan Jehan kendi kendine şarkılar söylemektedir. Buna sinirlenen yüzbaşı Jehan’ı iter. Jehan düştüğü kaldırımda sızar ve uykuya dalar. Yoluna devam eden Phoebus’u rahip takip etmeye başlar. Sonra bir fırsatını bulup ona saldırır. Yüzbaşının kılıcını çıkarmasıyla rahip kendisinin de onunla birlikte gelip hangi kadınla buluşacağını görmek şartıyla ona para verir. Yüzbaşı kabul eder, parayı alır ve birlikte Falourdel Kadın’ın evine giderler. Yüzbaşı parayı kadına verir. Kadının çekmeceye koyduğu parayı, çocuğu gizlice çekmeceden alır ve yerine kuru bir yaprak koyar.
Bu olaydan sonra yazar Gringoire ortadan kaybolan Esmeralda’yı yani sözde karısını merak eder. Onu aramaya başlar ve bir gün adliye sarayının önünden geçerken oradaki kalabalık yazarın dikkatini çeker. İçeride bir yüzbaşıyı öldüren bir kadının davası vardır. Bu kadının Esmeralda olduğunu anlar. Esmeralda keçi kılığında şeytanın suç ortaklığıyla yüzbaşı Phoebus’u öldürmek suçundan yargılanmaktadır. Mahkeme üyeleri bu olayda büyü ve sihrin de olduğunu düşünürler. Bunu da hem keçiden hem de Falourdel Kadının evinde yaşanan olayın ertesi günü çekmecede yüzbaşının verdiği para yerine çekmecede kuru bir yaprak bulmasından çıkarırlar. Esmeralda masum olduğunu söyler. Suçunu itiraf etmesi için işkence yapacakları sırada Esmeralda bu durumun verdiği acıya dayanamaz ve suçsuz olduğu halde suçu kabul eder. Böylelikle Esmeralda büyücülük, sihirbazlık, fahişelik ve Phoebus de Chateaupers’i öldürmek suçlarından idam cezasına çarptırılır.
İdam edileceği günü bir hücreye kapatılarak bekleyen Esmeralda’nın yanına rahip gelir. Onu sevdiğini söyler. Bir kadını sevmek, rahip olmak, nefret edilmek ve kadının da bir subay üniformasına aşık olmasının verdiği azabı anlatır. Esmeralda’dan merhamet diler. Ona kaçmasını böylelikle idam edilmemesini teklif eder. Ancak sevdiği adamı öldüren rahibin aşkını Esmeralda kabul etmez. Rahip ise hücre kapısından çıkar, gider.
Ertesi gün Esmeralda’nın asılması için hazırlıklar yapılmıştır. Gudule Hemşire sokaktan geçen çocuklardan çingene kızın asılacağını duyar ve çok sevinir.
Sekizinci bölümün “Birbirine benzeyen üç erkek kalbi” adını taşıyan altıncı iç bölümünde Phoebus’un ölmediğini öğreniyoruz. Kralın baş avukatı Esmeralda’ya “can çekişiyor” dediğinde ya yanılıyordu ya da alay ediyordu. Phoebus ölmemişti. Aldığı yara onu öldürecek kadar derin değildi. İyileştiği gün Esmeralda’nın davası vardır ve yüzbaşı mahkemeye gidip olayı kanıtlamak yerine Paris’ten kaçmıştır. Aradan biraz zaman geçtikten sonra nişanlısı Fleur-de-Lys’a geri dönmüştür. Yüzbaşının geri döndüğü gün Esmeralda’nın asılacağı gündür. Evin balkonunda meydandaki kalabalığın sebebini anlamaya çalışıyorlardı. Uzaktan Esmeralda’yı tanır. Rahip Tanrı’dan af dilemesini söylemek için Esmeralda’nın yanına geldiğinde onun kulağına “Beni istiyor musun? Seni şimdi bile kurtarabilirim.” der; ancak yine reddedilir. Esmeralda asılacağı yere götürülürken çevresine bakar ve Phoebus’u balkonda görür. “Phoebus” diye bağırır. Ancak yüzbaşı nişanlısıyla birlikte içeriye girer. Tam bu anda bütün olup bitenleri katedralin kapısından izleyen Quasimodo galerinin kolonlarından birine bağladığı ipi ayakları ve elleriyle kavrayıp iki cellada doğru koşar. Tek eliyle Esmeralda’yı kaldırdı ve “korunak” diye bağırdı. (O dönemlerde kutsal yerlerin dokunulmazlığı vardı.) Kızı kiliseye götürür. Quasimodo bir tehlike anında çağırması için kıza madeni bir düdük verir. Çünkü onun duyabildiği tek ses odur.
Bir gece rahip iradesine ve kalbindeki sevgiye hakim olamayıp Esmeralda’nın kilisede kaldığı odaya gider. Esmeralda’ya dokunmaya, onu öpmeye başlar. Kız rahibin gücüne karşı koyamaz. Çırpınırken eli metal bir şeye dokunur. Bu, Quasimodo’nun ona verdiği düdüktür. Düdüğü alır ve dudaklarına götürür. Quasimodo düdüğün sesini duyar, gelir, rahibi kollarıyla kavrar, bıçağını çıkarır. O sırada ay ışığı rahibin yüzüne yansıyınca Quasimodo geriler, diz çöker ve kendisini affetmesi için rahibe yalvarır. Esmeralda bu olayı fırsat bilip yerdeki bıçağı alır ve rahibi tehdit eder. Rahip çaresiz odasına döner.
Bu olaydan birkaç gün sonra mahkeme Esmeralda’nın kiliseden alınarak idam edilmesi kararını alır. Bu karar o dönemde nadir görülürdü. Bunun üzerine rahip, yazar Pierre Gringoire’yi bularak Esmeralda’nın kurtarılması gerektiğini söyler. O gece bütün mucizeler sarayı halkı, bütün serseriler, dilenciler, kötürümler silahlanarak Notre-Dame kilisesine Esmeralda’yı kurtarmak için saldırı düzenlerler. Bu saldırıyı düzenleyenler arasında rahibin kardeşi Jehan da vardır.
Gece yarısından sonra saldırıcılar kilisenin önüne gelir. Bir grup elindeki aletlerle kilisenin kapısını kırmaya çalışıyorlardı ki gökyüzünden üzerlerine bir kalas düşer. 12 serseri ölür. Bacağı kırılanlar kaldırımın üstüne yığılıp kalırlar. Bir süre sonra kalası yerden alarak kapıyı onunla kırmaya çalışırlar. Ancak bu sefer de üzerlerine iri taşlar düşmeye başlar. Bütün bunları yapan Quasimodo idi. Saldırıyı sezinlemiş ve engellemeyi düşünmüştü. Ansızın duvarcıların bütün gün güneydeki kulenin duvarının çatısını onarmak için çalışmış olduklarını anımsar. Oradaki malzemeleri saldırıya karşılık olarak kullanır. Büyük kapının üzerine taştan yapılmış iki su oluğu vardır. Odasından getirdiği çalı çırpıyı feneri ile tutuşturarak serserilerin kapıya yüklendikleri sırada üzerlerine erimiş kurşun döker. Serseriler kiliseye girmenin çarelerini ararken ortadan kaybolan Jehan elinde bir merdivenle gelir. Merdiveni kilise duvarına dayayıp oradaki tek kollu kapıdan içeri girecektir. Merdivenin ilk sırasında Jehan, arkasında serseri topluluğu vardır. Yarısına kadar geldikleri sırada Quasimodo merdiveni kolları ile tutup biraz sallar ve iter. Merdivendekilerin hepsi yere düşüp sakatlanırlar. Ancak Jehan duvarı aşabilmiş ve Quasimodo ile tek başına kalmıştır. Jehan elindeki yaylı okunu fırlatır ve Quasimodo’nun sol koluna saplar. Hiç acı duymayan kambur diğer eliyle oku çıkarır. İkinci bir oka fırsat vermeden Jehan’ı yakalamış, ayaklarından tutup döndürmüş, sonra duvara fırlatmış ve Jehan iki kat olmuş, bel kemiği kırılmış, kafatası patlamış, kiliseyi dört bir taraftan sarmış ve yukarı tırmanmışlardır. Quasiomodo’yu ele geçirecekleri sırada jandarma birliği kiliseye gelmiş ve serseri ordusuyla savaşmaya başlamıştır. Serseriler mağlup olmuş, Quasimodo bir sevinç çığlığı attıktan sonra Esmeralda’nın kaldığı odaya gitmiştir. Oda boştur.
Yazar ile siyahlı bir adam kiliseye girer. Esmeralda’nın kaldığı odaya gidip, keçisiyle birlikte onu oradan çıkarırlar. Kilisenin arkasındaki nehirde önceden hazırlanmış bir sandala binerler. Kıyıya ulaştıktan sonra yazar keçiyle birlikte oradan kaçar; Esmeralda ise siyahlı adamla yalnız kalır. Bu adam rahiptir. Esmeralda’ya dar ağacını gösterip, “ikimizden birini seç” der. Esmeralda son kez “hayır” der ve rahip onu oradaki Gudule Hemşire’nin hücresinin önüne götürüp kız sıkıca tutmasını ve devriyeleri çağıracağını söyler. Gudule Hemşire parmaklıklardan elini uzatarak Esmeralda’yı tutar ve rahip oradan uzaklaşır. Esmeralda kadına yalvarır. “Ben size ne yaptım?” diye sorar. Gudule Hemşire o çok iyi bildiğimiz hikayesini kıza anlatır. Minik patiği göstererek tam 15 yıldır bu patiği öpüyorum der. Esmeralda patiği görünce boynunda asılı olan ve onu anne ve babasına kavuşturacak olan torbayı açar, içinden patiğin diğer eşini çıkarır ve bir çığlık atar. Kadın “kızım” diye bağırarak hücredeki bir kaldırım taşını parmaklıklara atarak, onları kırar ve kızını hücreye çeker. Öper, sarılır, okşar. Devriyelerin sesi yaklaşınca kızın pencereden görünmeyen karanlık bir köşeye yerleştirir. Rahip ortadan kaybolmuştur. Kadın devriyelere çingene kızın elini ısırdığını bu yüzden onu bıraktığını söyler. Devriyeler uzaklaşır. Devriyeler arasında olan Phoebus’un sesini duyunca Esmeralda pencereye fırlayıp ona seslenir. Phoebus çoktan atıyla uzaklaşmıştır; ama devriyelerden biri hala oradadır. Hücreye tekrar giderler ve kızı oradan çıkarırlar. Gudule Hemşire kızına öyle bir yapışmıştır ki devriyeler kız ile anneyi birbirinden ayıramazlar. Esmeralda’yı dar ağacının oraya götürürler. Kızın boynuna ipi geçirirler. O sırada kadın ipi geçirenin elini öyle bir ısırır ki yardıma gelen kişiler kadının dişlerini zorlukla aralayıp, kadını iterler. Kafası kaldırım taşlarına düşen kadın bir daha doğrulamaz. Çünkü ölmüştür.
“Beyazlar Giymiş Güzel Yaratık” bölümünde yazar tekrar Quasimodo’yu bıraktığı yere, kiliseye döner. Çılgınlar gibi kilisenin her yerinde ESmeralda’yı arayan Quasimodo bir an rahip Frollo’yu görür. Kulelerin birinde, öylece bir yere bakıyordur. Yanına gider. Rahibin bakışlarının odaklandığı yere bakar ve dar ağacında beyaz elbisesi içinde Esmeralda’nın cansız bedenini görür. Kilisenin anahtarının sadece rahipte olduğunu aklına getiren Quasimodo babası sayına rahibin üzerine öfkeyle atlar ve onu kuleden aşağı iter. Rahip kaldırımın üzerinde cansız yatıyordur artık. Quasimodo bir dar ağacına, bir yere bakar ve “Sevmiş olduğum her şey!” der.
Ertesi gün rahibin cesedini yerde bulan adliye görevlileri onun intihar ettiğini düşünürler. Bu yüzden rahip kutsal toprağa gömülmez.
Yazar Pierre Gringoire Esmeralda’nın keçisi Djoli’yi kurtarır ve trajedide başarı kazanır. Tiyatroya yönelir.
Yüzbaşı Phoebus de Chateaupers de trajik bir sona varır, evlenir. Biz bütün bunları 11. bölümün “Phoebus’un Evliliği” adın taşıyan 3. iç bölümden öğreniyoruz.
Bütün bu olanlardan sonra Esmeralda Montfauucon mahzenine götürülür; Quasimodo ise Notre-Dame’dan kaybolur.
Bu öyküyü tamamlayan olaylardan yaklaşık iki yıl ya da on sekiz ay sonra Montfaucon dehlizinden Geyik Olivier’in cesedini almaya geldiler. Olivier iki gün önce asılmıştı ve Fransa kralı onun daha iyi bir yere gömülmesini istemiştir. Ölüyü almaya gelenler tiksinç iskeletler arasında birinin diğerini epey tuhaf biçimde kucaklamış olduğu iki iskelet buldular. Bu iskeletlerden biri bir kadına aitti ve üzerinde hala beyaz bir kumaş parçası duruyordu. Boynunda da bir kese sallanıyordu. Bu iskelete sıkıca sarılan diğer iskelet bir erkekti. Bel kemiği yamuk, bir bacağı da diğerinden kısa olduğu görülüyordu. Boynunda hiçbir kopma yoktu. Adam asılmamıştı. İskeletin ait olduğu adam buraya gelmiş ve burada ölmüştü. Kollarıyla sıkıca sarıldığı iskeletten onu ayırmak istediklerinde toz halinde döküldü.

ŞAHISLAR DÜNYASI
Victor Hugo’nun kahramanları, içe dönük kişilerdir. Bir bakıma toplumla ve kendileriyle meselesi olan, toplumla ve kendileriyle uzlaşamayan tipler olarak belirtirler.
QUASİMODO : On dört yaşında iken Notre-Dame’ın çancısı olunca, çanlar kulak zarını patlamıştı; sağır olmuştu. Sağırlığı onu bir bakıma dilsizleştirmiştir. Çünkü başkalarına gülünç görünmemek için, yalnız kaldığı zamanlar bozduğu bir suskunluğa gömüldü. Dilini kendi arzusuyla bağladı.
Quasimodo’nun şanssızlığı onu fena bir insan yaptı. Sahiden de kötüydü, çünkü vahşiydi; yabanıldı, suratsızdı. Kusursuzca gelişmiş olan gücü kötülüğünün ayrı bir nedeniydi. Aslında Quasimodo’nun kötülüğü doğuştan değildi. İnsanlar arasında aşağılandığını, horlandığını görmüştü. İnsan ağzından çıkan her söz onun için bir alay ya da bir lanetti. Büyüdükçe çevresinde yalnızca kin bulmuş; genel kötülüğe o da katılmıştı.
Kilise onun dünyası olmuş; Marie adını verdiği büyük çan onun sevgilisi olmuştu.
Notre-Dame kilisesinin çancısıdır. Yazar onu şöyle tanıtır :
Piramit biçimli burnu, at nalı biçimindeki ağzı, sağ göz kocaman bir et beninin altında kaybolurken, çalı gibi kızıl bir kaşın kapattığı o küçücük sol gözü, bir kalenin mazgalları gibi sağı solu çentikli o biçimsiz dişleri, o dişlerden birinin fil dişi gibi üzerine oturduğu nasırlı dudağı, o sivri çeneyi, hınzırlık, afallama ve üzüntü karışımı bir ifadesi olan suratıyla aradaki halkın gözlerini kamaştıran yüce yüz.
Yüz buruşturma Quasimodo’nun asıl yüzüdür. Diken diken kızl saçlarla kaplı kocaman bir baş; iki omzu arasında, tepkisi önde hissedilen büyücek bir kambur; tuhaf biçimde yamulmuş bir kalça ve bacak yapısı ki ancak dizlerde birbirine bitişebiliyordu. Büyük ayakları, iri elleri vardı. Bu biçimsizliğin yanı sıra Quasimodo’da bir güçlülük, çeviklik ve cesaret havası vardı. Parça parça kırılmış da iyice yapıştırılamamış bir dev gibi görünüyordu.
ESMERALDA : Dansçı çingene kız. Uzun boylu değildi ama öyle görünüyordu. Çünkü dal gibi ince gövdesi vardı. Esmerdi. Narin ve canlıydı. Dans ederken kimi zaman etekliğinin arasından beliriveren biçimli incecik bacakları, simsiyah saçları, iri siyah gözleriyle kusursuz bir yaratıktı. Çok güzeldi.
Romanda Quasimodo’nun ve rahip Frollo’nun aşık olduğu kahramandır. Hazin bir öyküsü vardır. İyi kalpli olmasına rağmen şanssızlık peşini bırakmaz.
CLAUDE FROLLO : Quasimodo’nun babalığı. Notre-Dame kilisesinin rahibi. “Yüksek burjuvalar” veya “küçük soylular” olarak adlandırlan orta halli ailelerin birinden geliyordu. Ailesi onu daha çocukluğunda ruhban sınıfına adamıştı. Hırsla çalışan ve hızlı öğrenen durgun, ağır başlı, üzgün tavırlı bir çocuktu. Kilise hukukunu okuduktan sonra tıp bilimine, zeka gerektiren sanatlara daldı. Otlar ve merhemler bilimini öğrendi. Şiddetli ateşler, yaralar, bereler, iltihaplanmış şişler ve çıban konusunda uzmanlaştı. On sekiz yaşında dört fakülteyi bitirmişti. O günlerde büyük veba salgını patlak vermiş ve bu salgında anne ve babasın kaybetmişti. Erkek kardeşini kurtarabilmişti. Yirmi yaşında rahip olmuştu. Çok bilgili ve sert biriydi. Onun bilginlik ünü manastırdan halka yayılmış ve bu ün halk arasında büyücülüğe dönüşmüştür.
Quasimodo günü ayinden dönerken bulunmuş çocukların yattığı tahtanın başındaki kalabalığı görmüş, oraya bırakılan çocuğu –kardeşini hatırlayarak- evlat edinmiş; çocuğa Quasimodo adını vermişti.
Yüzü çoğu zaman asık ve sert; sözleri genellikle hoyrat, haşin ve emredicidir. Esmeralda’yı sever. Romanda Quasimodo tarafından kuleden aşağıya atılarak ölür.
GUDULE HEMŞİRE : Asıl adı Paquette la Chantefleurie’dir. Ancak Paris halkı onu Gudule Hemşire ismiyle tanır. Esmeralda’nın annesidir.
Çok küçük yaşlardayken babası ölmüş; annesiyle birlikte yaşamaya devam etmiştir. Çalışmalarına rağmen yoksulluk peşlerini bırakmamış ve Gudule Hemşire kendisini erkeklere parayla satmaya başlamıştır. Yaşlanmaya başlayınca erkeklerin sevgi ve ilgisi azalmış o da bu sevgi ve ilgi ihtiyacının bir bebek tarafından doldurulacağını düşünerek hamile kalıyor. Zaten bu dönemlerde annesi de ölür ve kimsesiz kalır. Küçük bir kız olunca yeniden hayata bağlanır. Onun için tek önemli şey kızıdır. Kızına Agnes adını verir. Yaşlanmış kadından güzel anne çıkar ve Chantefleurie yeniden gönül işlerine başlar. Aldığı paralarla kızına elbiseler, zıbınlar, takkeler alır. Çocuğuna bir de küçük, ipek kumaştan pembe bir patik diker.
Bir gün yaşadıkları yere Reims’e çingeneler gelir. Çingeneler çocukların fallarına bakarak gelecekte ne olacaklarını söyleyen insanlardır. Chantefleurie meraklanır ve Agnes’i alıp çingenelerin yanına gider. Çingeneler Agnes’in kraliçe olacağını söylerler. Ertesi sabah Chantefleurie falcının söylediklerini anlatmak üzere Agnes evde uyurken onu bırakıp komşusuna gider. Eve döndüğünde Agnes’i bulamaz ve komşusu onun çingeneler tarafından kaçırıldığını söyler. Agnes’in pembe patiklerinden teki yatağa düşmüştür. Annesi patiği alır ve çingenelerin kaldığı barakaya gider. Baraka terk edilmiştir ve barakadaki yatağa kambur, tek gözlü, yamuk yumuk, dört yaşlarında bir çocuk bırakılmıştır.
Bu çocuk başpiskopos tarafından günahlarından arındırıldıktan sonra Notre-Dame’ın tahta yatağına bırakılır. Bu çocuk Notre-Dame’ın çancııs Quasimodo’dur. Rahip onu evlatlık edinir.
Raquette le Chantefleurie’nin kızı Agnes ise çingeneler tarafından kaçırılıp büyütülen Esmeralda’dır.
Bu kadın çok acı çekmiş, kimsesiz, evladının acısıyla delirmiş ve bir hücreye çekilmiştir. Yaşlıdır. Romanın sonunda kızına kavuştuğu gün hem kendisi hem de kız ölür.
PHOEBUS : Esmeralda’yı Quasimodo’nun elinden kurtaran yüzbaşı. Esmeralda’nın sevdiği erkek. Fleur-de-Lys’in nişanlısıdır.
Uçarı, kıymet bilmez bir kişiliktedir. Her ne kadar çok soylu bir kökeni varsa da, askerlikte, yıllanmış asker huylarından pek çoğunu kapmıştı. Meyhaneden ve ona bağlı şeylerden zevk alırdı. Sadece kaba şakalar, asker zamparalıkları, çabuk ele geçirilen güzeller, ucuz başarılar arasında rahat erebiliyordu. Halbuki ailesinde iyi bir eğitim ve terbiye almıştı. Fakat çok genç yaşta ülkeyi dolaşmış, kışla hayatına atılmıştı. Fleur-de-Lys’i önceleri sevmiş, sonraları aşkın her türlü yerde dağıttığı için ona sevgisinin çok azın saklayabilmişti. Yakın bir gelecekte evlenecek olması düşüncesi de Phoebus’u Fleur-de-Lys’ten gittikçe soğutmuştu.
Her kızın ilgisini çekecek kadar yakışıklı ve güçlüydü. Romanın sonunda Fleur-de-Lys ile evlenir.
JEHAN : Claude Frollo’nun erkek kardeşi. Ağabeyi ona daha bebekken anne ve babaları ölünce sahip çıkmıştı. Claude Frollo tıpkı kendisi gibi kardeşinin de dindar, uysal, bilgili ve saygılı bir öğrenci olacağını ummuş; ama Jehan tembel, bilgisiz, yaramaz biri oldu. Çalışmaz, sorumsuz, meyhaneye gider ve ağabeyinden para isterdi. Aynı zamanda güldüren, eğlendirici, neşeli, ince buluşlu ve temiz kalpli biriydi. Romanda talihsiz bir şekilde Quasimodo tarafından öldürülür.
FLEUR-DE-LYS : Phoebus’un nişanlısıdır. Sarışın, çok güzel ve yetenekli bir genç kızdır. Asil bir aileden gelir. Phoebus’tan beklediği ilgi ve sevgiyi göremez. Hassas bir yapı sergiler.
PİERRE GRİNGOİRE : Büyük salonda sergilenecek “Hz. Meryem’in Adaleti” adlı dinsel oyunun yazarı. Bir şeye körcesine bağlanmayıp, değişik şeyler arasından iyi ve güzel bulduklarını seçen biridir. Yüksek düşünceli, dirençli, ılımlı, ölçülü, dingin ve fakir bir insandır. Her şeyin tam ortasında kalmasını bilirdi, mantık ve liberal felsefe sahibiydi. Çingene adetlerine göre Esmeralda’nın kocası olur.
TEMATİK GÜÇ : Romanda yazarın tuttuğu fikrî mesajı üstlenen karakter Quasimodo’dur. Olay örgüsünün merkezini Quasimodo oluşturur.
KARŞI GÜÇ : Eserde Quasimodo’nun karşısında iki güç vardır. Biri yüzbaşı Phoebus, diğeri ise rahip Frollo’dur. Tematik güce zıt bir yapı sergiler. Tematik gücün arzu ettiği varlığa ulaşmasına dolaylı yoldan engel olurlar.
ARZU EDİLEN VE KORKULAN VARLIK : Arzu edilen varlık Esmeralda’dır. Tematik güç hep ona ulaşmaya çalışır.
YÖNLENDİRİCİ KARAKTER : Romandaki kahramanlardan yazar Pierre Gringoire, Esmeralda’nın annesi Gudule Hemşire ve Jehan olay örgüsünün şekillenmesinde pay sahibidirler.
DEKORATİF UNSURLAR : Phoebus’un nişanlısı Fleur-de-Lys, Lys’in annesi ve adliye mensupları eserde dekoratif unsurlar olup olay örgüsünün kolay işlemesini sağlayan yardımcı unsurlardır.

ROMANDA ROMANTİZMİN BELİRTİLERİ
Her şeyden önce romanda yazar toplumdan çok ferdi esas almıştır. İnsanın duygu ve düşüncelerine geniş bir şekilde yer verilmesi romantizmin en belirgin etkilerinden biridir.
Romanda okuyucuya verilen bir hürriyet fikri vardır. Esmeralda’nın haksızlığa uğrayıp idam edilmesinden önce hürriyet istemesi, birnevi mahkum evi olan Notre-Dame kilisesinin içinde yaşayan Quasimodo’nun dış dünyaya açılmak istemesi hürriyet fikrinin doğal sonucudur.
En önemli izlerden biri de ölümdür. Çünkü romanda bir çok ölüm olayıyla karşılaşırız. Esmeralda’nın idamı, Gudule Hemşire’nin ölmesi, rahibin kuleden düşerek ölmesi, Jehan’ın Quasimodo tarafından öldürülmesi ve Quasimodo’nun Esmeralda’nın cesedine sarılıp ölmeyi beklemesi romantizmde görülen ölüm fikrine örnektir.
Dış dünyanın tasvir edilerek hem romana bir akıcılık kazandırılması hem de dış dünya ile kahramanların ruh halleri arasında bir paralellik oluşturulması romantizmin etkilerindendir.
Melankoli, hüzün ve kötümserlik romanın her yerindedir. Roman ahlar, vahlar dünyasıdır.
Romanda bir takım olağanüstülüklere yer verilmiştir. Fal, sihir ve büyü o dönem insanlarının uğraştıkları meslek gibidir. Efsanevî olaylar bir romantizm etkisidir.
Kısacası Victor Hugo, Notre-Dame’ın Kamburu romanında romantizm akımın bütün özelliklerine yer vermiştir.

SONUÇ
Victor Hugo’nun bu romanında karamsar bir hava vardır. Kişinin din ile çatışmasını ele almıştır. Bu karamsarlığın sebebi ya dinin Ortaçağda bütünlüğü uğursuz karanlık ya da yazarın yaşadığı acı olaylardır.

KAYNAKLAR

1- Oda Yayınevi, Notre-Dame’ın Kamburu
2- İsmail Çetişli, Batı Edebiyatı ve Edebi Akımlar

Yorum Yaz